Türkiye, tarihi bir eşikten geçiyor. Son günlerde yaşanan gelişmeler gösterdi ki, artık bu toplum yalnız değil. Gözaltına alınan gazetecilerin, susturulmak istenen sanatçıların, sabaha karşı evlerinden alınan gençlerin sesi; yalnızca kendi çığlıkları değil, bir halkın yükselen sesidir artık.
Sokaklar boş, vicdanlar suskun değil…
Ve artık sadece gazeteci ya da sanatçı değil; bu ülkenin seçilmiş siyasetçileri de hedefte.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen hukuki ve siyasi süreçler, sadece bir kişiyi değil; halkın iradesini hedef alıyor.
İsim isim saymaya gerek yok. Gözaltına alınan ilçe belediye başkanları, fezlekesi hazırlanan milletvekilleri, susturulmak istenen, cezaevine atılan muhalefet liderleri… Bu tablo, siyasi mücadelenin adalet terazisinde değil, baskı zemininde yürütülmeye çalışıldığını gösteriyor.
Bu bir uyanıştır…
Protestolar artıyor, anayasal haklara sahip çıkılıyor. İnsanlar meydanlarda, sosyal medyada, hukuk platformlarında itirazlarını yükseltiyor. Çünkü artık çok iyi biliyoruz:
Susarsak sıradaki biz oluruz…
Bu ülke ne kadar baskıyla yoğrulmak istenirse istensin, temel hak ve özgürlüklerden, adaletten, haktan yana olan bu halk, kendi iradesine sahip çıkıyor.
Anayasa’nın 34. maddesi hâlâ yürürlükte:
“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”
Ve bu madde artık kitaplarda kalmıyor. Sokaklarda yankılanıyor.
İktidar, gücünü tahakküme dönüştürdükçe…
Muhalefet konuşmaya başladıkça…
Gençler fikirlerini özgürce savundukça…
Sanatçılar geri adım atmadıkça…
Ve en önemlisi; siyaset, sadece saraydan değil, sokaktan da yapılmaya başlandıkça…
Bu ülkenin sesi daha da yükselecek.
Çünkü artık bu halk sadece izlemiyor; katılıyor.
Olanı sorguluyor.
Ve gerektiğinde yürüyor.
Çünkü demokrasi, sadece sandıkta değil, gerektiğinde meydandadır da.
Bu bir dönüşüm anıdır…
Türkiye’nin geleceğini; sansür değil, söz hakkı belirleyecek.
Korku değil, anayasa belirleyecek.
Ve nihayetinde susturulmak istenen her bir ses, yeni bir toplumsal bilincin kıvılcımı olacak.
Çünkü artık bu halk susmuyor.
Yürüyerek, konuşarak, direnerek… anayasal hakkını kullanıyor.
Bilgiyle kalın
