“Toplumsal çürüme” kavramı, son yıllarda Türkiye’de sıkça gündeme gelen ve gerek bugün gerekse gelecek için ciddi endişeler yaratan bir olgu haline gelmiştir. Bugün yazımda bu konuya değineceğim.
Son dönemde ülkemizde yaşanan olaylar, toplumsal çürümenin ciddi boyutlara ulaştığını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Artan şiddet olayları, özellikle siyasi ağızlardan çıkan nefret söylemlerinin yaygınlaşması ve toplumsal ahlaki değerlerin erozyona uğraması, toplumsal yapıyı sarsarken suç oranlarının da hızla yükselmesine neden olmaktadır.
Yaklaşık iki ay önce, çoğu akraba olan bir köyde 8 yaşındaki Narin Güran’ın kaybolmasının ardından, bu küçük kızımızın cinayete kurban gitmesinin ailesi tarafından örtbas edilme telaşıyla nasıl gizlenmeye çalışıldığını hep birlikte öfke ve acıyla izledik.
Yine üç gün önce İstanbul’da İkbal Uzuner ve Ayşegül Halil isimli 19 yaşındaki iki genç kızımızın, Semih Çelik isimli bir cani tarafından korkunç bir şekilde katledilmesine tanık olduk. Madde bağımlılığıyla ilişkilendirilmeye çalışılan bu olay, aslında toplumsal çürümenin ve adaletsizliğin bir başka yansımasıdır. Üstelik aynı gün Taksim’de bir genç kızımızın herkesin gözü önünde, güvenlik kameralarının kayıtta olduğu bir anda iki şahsın cinsel saldırısına maruz kalması ve bu şahısların gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılması, toplum olarak geri dönüşü zor bir kötülüğün içine düştüğümüzü gösteren çarpıcı bir olaydır.
Bu olaylar sadece birkaç gün içinde yaşandı. Ülke genelindeki benzer olayları saymaya kalksak, bir köşe yazısı değil, kitaplar yetmez. Peki, bu hale nasıl geldik? Aslında tüm bu çürümeler bir anda olmadı. Eğitim sisteminin çöküşü, sosyal ve kültürel yapıdaki bozulmalar, siyasilerin kutuplaştırıcı ve nefret dolu söylemleri, ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesi, aile içi şiddet, çocuk istismarı ve kadın cinayetlerine verilen yetersiz cezalar ya da cezasızlık, suçun yargı eliyle aklanması ve zamanla tüm bunların normalleşmesi, toplumsal ve ahlaki değerlerin yitirilmesi, kutuplaşmanın derinleşmesi ve geleceğe dair güvensizliğin artması, toplumun sağlam temellerini sarsarak kendini belirgin şekilde hissettirmiştir.
Eğitim sistemindeki sorunlar, toplumsal çürümenin önemli bir parçasıdır. Eğitimde fırsat eşitsizliği ve niteliksiz eğitim, toplumun geleceğini şekillendiren bireylerde derin yaralar açmaktadır. Gençlerin hayata umutla değil, kaygıyla bakması, çürümenin ne kadar derinleştiğini ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, uyuşturucu kullanımının gençler arasında artması ve ekonomik zorluklarla baş edemeyen bireylerin psikolojik bunalımları, bu çöküşün diğer göstergeleri arasındadır.
Aynı şekilde, siyasetteki yozlaşma ve adalet sistemindeki sorunlar da bu çürümenin bir başka boyutudur. Hukukun üstünlüğüne olan güvenin sarsılması, suçluların ceza almadan bırakılması, halkın adalete olan inancını ciddi şekilde zedelerken, güçlülerin güçsüzleri ezdiği bir düzenin kapılarını aralıyor. Bazı siyasetçilerin çıkar çatışmalarına girmesi, rüşvet ve kayırmacılık gibi uygulamaların sıradanlaşması, toplumun adalete olan bağlılığını zayıflatıyor.
Sonuç olarak, Türkiye’de son dönemde yaşanan olaylar, toplumsal çürümenin derinleştiğini ve acil müdahale gerektirdiğini açıkça göstermektedir. Bu çürümenin, yalnızca ekonomik ve sosyal krizlerle açıklanamayacağı gibi aynı zamanda bireylerin ve kurumların etik değerlerden uzaklaşmasıyla da yakından ilgili olduğunu unutmamak gerek. Adalet sisteminin ne denli önemli olduğunu tüm bunlarla birlikte acıyla öğrendik. Hukukun üstün olduğu, eşitlikçi ve sosyal bir toplum yaratıldığı takdirde, ahlaki değerlerimiz ve adalet yeniden değer kazanacaktır.
Freni patlamış araç gibi savrulduğumuz bu dönemde iktidar ve muhalefet partileri bir an evvel bu konunun çözümüne yönelik ciddi adımlar atmalıdırlar. Soruşturulması önerilen olayların milletin seçtiği vekiller tarafından milletin zararına olacak şekilde reddedilmesinin kimseye faydası yoktur. Toplumsal çürüme, sadece bugünümüzü değil, geleceğimizi tehdit eden en büyük tehlikedir. Bugün bunların önünü kesmeyenler, bu ülkenin çöküşüne sebep olmaktadır; bu da böyle biline!
Bilgiyle kalın…
