Her zaman olduğu gibi ajanslara göz atarken, Aşkale Çimento İcra Kurulu Başkanı ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik’in açıklamalarını okudum. Açıklamalarını okurken aklıma şu soru takıldı: Suriye gibi büyük bir insanlık dramının yaşandığı bir coğrafyada, yeniden inşa süreci kazanç mı, yoksa insani bir sorumluluk mu olmalı? Bu sorunun cevabı, vicdanları rahatsız eden açıklamaların gölgesinde kaybolmamalı.
Suriye’de yıllardır süren savaşın ardından gelen yeni süreç, sadece yıkılmış şehirlerin değil, insani değerlerin de yeniden inşa edilmesini gerektiriyor. Ancak bu trajedinin gölgesinde yapılan bazı açıklamalar, insanı düşündürmeden edemiyor: Acılar henüz dinmemişken, savaşın enkazı üzerinden ekonomik kazanç hesapları yapmak ne kadar doğru?
Aşkale Çimento İcra Kurulu Başkanı ve TÜRKÇİMENTO Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Yücelik’in açıklamaları, çimento sektörü açısından gelecekte oluşacak büyük hareketliliği işaret ediyor. Yücelik, Suriye’nin yeniden inşasında yıllık 5 milyon tonluk bir çimento ihtiyacından bahsederken, sektörde “hiçbir aksama olmadan bu talebi karşılayabilecek güçte olduklarını” vurguluyor. Bu sözler, bir yandan Türkiye’nin ekonomik kapasitesini gösterirken, diğer yandan savaşın yarattığı insani trajediyi gölgede bırakıyor. Çünkü mesele yalnızca molozların altında kalan binalar değil, yaşamların ve insanlık onurunun da enkaza dönüşmesi.
Suriye’nin yıllardır süren çatışmalarla harabeye döndüğü bir dönemde, insanlığın temel sınavı kazanç değil, vicdandır. Böylesine bir yıkım üzerinden “pazar potansiyeli” konuşmak, insani değerlerin ekonomik çıkarlarla yarıştığı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Elbette altyapı ve üstyapı çalışmaları Suriye halkının geleceği için önemli. Ancak bu süreç, sadece tonaj hesaplarıyla değil, insana dokunan, empati ve sorumluluk içeren bir yaklaşımla ele alınmalı.
Açıklamalarda geçen “fırsatçılığa müsaade edilmemesi” çağrısı yerinde olmakla birlikte, bizzat yapılan tonaj tahminleri ve ekonomik çıkar vurguları bu söylemi zayıflatıyor. Suriye’nin yeniden yapılanması bir fırsat olarak değil, savaşın yaralarını sarmak için bir görev olarak görülmeli. İnsanlık dramının ortasında yapılan bu tür ticari hesaplar, sürecin ahlaki boyutunu tartışmalı hale getiriyor.
Türkiye, çimento sektöründeki gücüyle bu sürecin önemli bir aktörü olabilir. Ancak bu rol, yalnızca ekonomik kazançlarla sınırlı kalırsa, tarihe düşen not vicdani bir eksiklik olacaktır. Suriye halkının toparlanma sürecine destek olmak, kısa vadeli kazanç hesaplarını bir kenara bırakarak, uzun vadeli insani değerleri ön plana koymayı gerektirir.
Unutulmamalıdır ki, enkazdan yükselen sadece binalar değil, insanlığın vicdanıdır. Bu süreçte gösterilecek hassasiyet, yalnızca Suriye için değil, tüm dünya için bir örnek teşkil edecektir. Kazanç arayışı, sorumluluğun önüne geçtiği anda, yükselen hiçbir bina yıkılmış bir vicdanı tamir edemez.
Bilgiyle kalın…
