Erzurum bir dağ kenti, bir medeniyet yatağı, bir tarih burcu… Ama ne yazık ki, bu kentin nabzını tutmaktan aciz olan bir muhalefet anlayışının da oyun sahası olmuş durumda. Seçimden seçime ortaya çıkan, “biz de buradayız” demek için birkaç yüksek perdeli cümle kuran, sonra da şehre dair en küçük bir yatırımı, öneriyi ya da çözümü bile dile getirmeyen bir siyaset tarzından söz ediyorum.
Muhalefet partilerinin bir kısmı için Erzurum sadece bir istatistik: “Doğu’da şu kadar oy aldık.” O kadar. Ne sanayiden haberleri var, ne göçten, ne gençlerin işsizlikten kuruduğu kahvehanelerden, ne de çiftçinin yıl boyu ayakta kalma mücadelesinden. Şehirdeki yatırımlara ya düşmanca suskunlukla yaklaşıyorlar ya da “şov” yaftası vurup geçiyorlar. Peki alternatifleri nedir? Maalesef yok.
Popülizm kolay iş. Mikrofonu eline alırsın, “halk perişan” dersin, birkaç afilli cümle kurarsın, sosyal medyada alkış toplanır… Ama sahaya inmek, çözüm sunmak, risk almak, taşın altına elini koymak? İşte orada sessizlik hâkim.
Daha da vahimi, muhalefetin yerel teşkilatları dahi çoğu zaman “şehri bilmeyen” merkez yöneticilerin peşinden sürükleniyor. Erzurum’un kışı nasıl geçiyor, ilçelerde hangi sağlık ocağı yok, hangi köy yolunda hâlâ telefon çekmiyor, soran yok. Çünkü Erzurum onların gözünde ya “kaleler” ya da “geçilmez duvarlar”. Gerçek Erzurum’u bilen, burada yaşayan, buranın havasını soluyan bir siyasetçi profiline sahip değiller.
Bu şehir sadece eleştirilerle ayağa kalkmaz. Ne iktidar ne muhalefet, hiçbir taraf çözüm üretmeden gerçek temsil gücüne ulaşamaz. Ama biz bugün muhalefetin sadece ses çıkardığını, ama şehirle bağ kuramadığını görüyoruz. Halk da bunu görüyor. O yüzden “söylenen değil, yapan” kazanıyor.
Sözün özü:
Erzurum’un muhalefeti, Erzurum’u tanımakla işe başlamalı. Aksi halde bu şehir, onlar için sadece haritada bir yer olmaya devam edecek.
Ve halk, gerçeği bilene, bu toprağın yükünü taşıyana, rüzgârına göğüs gerene inanmaya devam edecek.
Bilgiyle kalın…
