Türkiye’nin demokratik yerel yönetim anlayışı uzun zamandır ağır bir sınavdan geçiyor. Seçimle göreve gelen belediye başkanlarının kayyum atamalarıyla görevden alınması, sadece bir yerel yönetim meselesi değil, aynı zamanda halkın iradesine doğrudan müdahale anlamına geliyor. En son Beşiktaş Belediyesi’nde yaşanan gözaltılar bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Peki, bu süreç kime hizmet ediyor? Ve asıl önemli soru: Halkın iradesi, gerçekten ne kadar korunuyor?

Demokrasi ve halkın iradesi

Kayyum uygulamaları, genellikle “hizmetlerin aksadığı”, “yolsuzluk iddialarının bulunduğu” gibi farklı gerekçelerle meşrulaştırılıyor. Ancak bu gerekçeler, hukukun üstünlüğüve şeffaflık ilkesiyle ne kadar örtüşüyor? Seçimle iş başına gelen bir yönetimin, yargı kararı olmadan görevden alınması, halkın sandıkta verdiği kararın yok sayılmasıdır. Bu, sadece görevden alınan belediye başkanlarına değil, onlara oy veren milyonlarca vatandaşa da yapılmış bir haksızlıktır.

Beşiktaş Belediyesi’nde yaşanan son gözaltılar da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Henüz somut deliller ve yargı süreci tamamlanmamışken, gözaltılar üzerinden bir algı operasyonu yaratmak, adil bir demokrasi kültürüyle bağdaşmaz. Eğer iddialar varsa, bunlar hukuki zeminde, tarafsız bir yargı süreciyle sonuçlanmalıdır. Ancak görünen o ki, mesele ne adalet ne de şeffaflık; mesele tamamen siyasi bir alanı yeniden dizayn etme çabasıdır.

Kayyumun gerçek bedeli…

Kayyum uygulamalarının hizmeti daha iyiye götürdüğü yönünde sıkça dile getirilen iddiaların gerçekte karşılığı olmadığı açık. Pek çok kayyum atanan belediyede, halk hizmetlere ulaşmada ciddi zorluklarla karşılaştı. Yerel yönetimlerin özgün ihtiyaçlarına ve dinamiklerine uzak olan kayyumlar, genellikle merkezi otoritenin politikaları doğrultusunda hareket ediyor. Bu durum, yerel kalkınmayı ve halkın beklentilerini ikinci plana itiyor.

Yapılan atamalar, kayyum politikasının sadece belli bölgelere ya da partilere yönelik bir uygulama olmadığını, aslında tüm muhalif yerel yönetimleri hedef alabilecek bir araç olarak kullanılabileceğini gözler önüne seriyor. İster doğuda ister batıda olsun, halkın iradesini temsil eden her belediye, aynı tehditle karşı karşıya.

Nerede halkın iradesine saygı?

Belediyeler, halkın yaşamını doğrudan etkileyen hizmetlerin üretildiği yerel yönetim birimleridir. Bu nedenle, yerel yönetimlere müdahale sadece bir siyasi mesele değil, aynı zamanda halkın günlük hayatını etkileyen bir sorun. Kayyum politikalarıyla halkın seçme ve seçilme hakkının elinden alınması, demokrasiye olan güveni zedelemekte, toplumu kutuplaştırmaktadır.

Demokrasi, sadece sandıkta oy vermekle sınırlı bir kavram değil. Halkın, seçtiği yöneticilerin görev yapmasını sağlayacak bir siyasi kültür ve hukuki zemine ihtiyacı var. Bugün Beşiktaş Belediyesi’nde yaşananlar, sadece bir belediyeye yönelik bir müdahale değil, aynı zamanda demokrasinin geleceğine yönelik bir tehdit.

Bu ülke, halkın iradesine yapılan müdahalelerden, demokrasiye vurulan darbelerden çok çekti. Kayyum politikaları, halkın taleplerini yok sayarak kısa vadeli siyasi kazançlar sağlayabilir. Ancak uzun vadede, demokrasiye ve toplumsal barışa vereceği zararın tarifi yok.

Halktan yükselen itiraz sesleri, aslında sadece bir belediyenin değil, bu ülkenin geleceği için bir çağrı. Bu çağrıya kulak vermek, sadece bir siyasi sorumluluk değil, aynı zamanda bir insanlık görevi. Demokrasiyi güçlendirecek ve halkın iradesini merkeze alacak bir siyaset anlayışıyla, bu karanlık dönemleri aşabiliriz. Çünkü demokrasi, yalnızca seçim günü değil, her gün korunması gereken bir değerdir.

Bilgiyle kalın…