TÜRKÇİMENTO Başkanı Fatih Yücelik’in çimento sektörüyle ilgili yaptığı son açıklamalar, ilk bakışta oldukça kapsamlı bir değerlendirme sunuyor gibi görünüyor. Ancak detaylara inildiğinde, bazı noktaların bilimsel ve ekonomik verilerle tam anlamıyla örtüşmediği ortada. Özellikle Suriye ve Ukrayna gibi kriz bölgelerine yönelik büyük ihracat beklentileri, mevcut siyasi ve ekonomik gerçeklerle ne kadar uyumlu? Aynı şekilde, iç piyasada yaşanan daralmanın nedenleri gerçekten sadece faiz oranları ve kamu tasarrufu politikaları mı? Bu sorulara daha bilimsel ve akılcı bir perspektiften yanıt arayalım.
İç satışlarda daralma
Fatih Yücelik, 2024 yılında çimento sektöründe iç satışların artış gösterdiğini ancak 2018 seviyelerine ulaşamadığını belirtiyor. Bunu da konut kredi faiz oranlarının yüksek olmasına ve talep daralmasına bağlıyor. Ancak, konut sektöründe yaşanan durağanlık yalnızca faiz oranlarıyla açıklanamaz.
Asıl sorun alım gücündeki düşüş: Enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomide, faiz oranları düşse bile konut alım gücü artmaz. Çünkü hane halkının tasarruf oranı düşük ve krediye erişim zorlaşıyor. Türkiye’de reel gelirlerdeki düşüş, konut piyasasını doğrudan etkiliyor ve bu da çimento talebini sınırlıyor.
Arz-talep dengesi göz ardı ediliyor: Konut sektörü sadece krediye erişimle değil, aynı zamanda fiyat dengesiyle de hareket eder. Konut fiyatları enflasyondan daha az arttığı için talep azalmış olabilir, ancak bu, çimento sektörünü doğrudan olumsuz etkilemez. Çünkü altyapı ve kamu projeleri gibi büyük ölçekli yatırımlar, iç piyasa talebinin önemli bir kısmını oluşturur.
Dolayısıyla, çimento sektöründeki talep daralmasını sadece faiz politikalarına bağlamak, meseleyi yüzeysel ele almak anlamına geliyor. Gerçekte, alım gücünün düşmesi ve maliyet artışları gibi daha derin ekonomik faktörler etkili.
Suriye ve Ukrayna: Gerçekçi bir pazar mı, ulaşılmaz bir hayal mi?
Fatih Yücelik’in açıklamalarında en dikkat çeken noktalardan biri, Suriye ve Ukrayna’nın çimento sektörü için büyük fırsatlar sunduğu iddiası. Suriye’de 50-60 milyon ton çimento ihtiyacından ve bunun yıllık 5-6 milyon tonunun Türkiye’den karşılanabileceğinden bahsediliyor. Ancak burada birkaç temel sorun var:
Suriye’nin ekonomik durumu: Yeniden inşa süreci için yalnızca inşaat ihtiyacının olması yetmez; aynı zamanda bunu finanse edecek bir ekonomik altyapı gerekir. Suriye, yıllardır ekonomik yaptırımlar ve iç savaş nedeniyle büyük bir mali kriz içinde. Hükümetin büyük ölçekli projeleri finanse edebilecek gücü yok ve uluslararası fonların devreye girmesi de kısa vadede olası görünmüyor.
İran ve Çin faktörü: Türkiye, Suriye’deki çimento pazarında yalnız değil. İran uzun süredir Suriye ile ticari ilişkilerini güçlendirdi ve Suriye’deki yeniden yapılanma sürecinde öncelikli aktörlerden biri olmayı sürdürüyor. Aynı şekilde, Çin de altyapı projelerinde yer almak için fırsat kolluyor. Türkiye’nin bu pazardan beklenen ölçüde pay alması, sanıldığı kadar kolay olmayacak.
Siyasi riskler ve gümrük engelleri: Suriye, son dönemde Türkiye’den ithal edilen ürünlere yüksek gümrük vergileri getirdi. Bu durum, Türk çimento üreticilerinin rekabet avantajını ciddi şekilde zorluyor. Eğer Türkiye’nin çimento sektörü bu pazara girmek istiyorsa, yalnızca üretim kapasitesine güvenmemeli; aynı zamanda diplomatik ve ticari engelleri aşabilecek güçlü bir strateji geliştirmeli.
Çimento ihracatında asıl fırsatlar nerede?
Türkiye, dünyada en büyük ikinci çimento ihracatçısı konumunda. Ancak, ihracatta sürdürülebilir bir büyüme için yalnızca kriz bölgelerine değil, daha istikrarlı pazarlara da yönelmek gerekiyor.
ABD Pazarı: Türkiye, son yıllarda ABD’ye yapılan çimento ihracatında ciddi bir artış gösterdi. ABD’de altyapı projeleri için büyük bir çimento talebi var ve Türk çimento üreticileri burada uzun vadeli pazar payı kazanabilir.
Afrika ve Güney Asya: Gelişmekte olan ülkeler, büyük altyapı projeleri yürütüyor ve çimento talebi hızla artıyor. Türkiye’nin bu pazarlara yönelik ihracat stratejisini genişletmesi, uzun vadede daha sağlam bir büyüme sağlayabilir.
Yeşil Dönüşüm ve Karbon Vergileri: Avrupa ülkeleri, yeşil çimento projelerine yatırım yapıyor ve Türkiye’nin de bu sürece adapte olması gerekiyor. Sektör, yalnızca geleneksel ihracat pazarlarına odaklanmak yerine, düşük karbon emisyonlu üretim süreçleri geliştirerek Avrupa pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
Bilimsel ve gerçekçi bir strateji şart
Fatih Yücelik’in çimento sektörüne dair değerlendirmeleri, bazı doğru tespitler içerse de, birçok noktada eksik ya da aşırı iyimser yaklaşımlar içeriyor. İç piyasadaki daralma sadece faiz oranlarına bağlanamaz; alım gücü, maliyet artışları ve arz-talep dengesi gibi daha temel ekonomik faktörler göz önünde bulundurulmalı.
Aynı şekilde, Suriye ve Ukrayna pazarı elbette büyük bir potansiyele sahip olabilir, ancak bu pazarlarda Türkiye’nin pay alabilmesi için ciddi siyasi ve ticari engellerin aşılması gerekiyor. Türkiye çimento sektörü, sürdürülebilir büyüme için yalnızca kriz bölgelerine değil, istikrarlı ve güçlü pazarlara yönelmeli.
Sonuç olarak, çimento sektörünün geleceği, sadece dış pazarlardaki kriz fırsatlarına değil, bilimsel ve akılcı stratejilere dayalı bir ihracat politikasıyla şekillenmeli. Türkiye, çimento üretiminde dünya liderleri arasında yer alıyor; ancak bu liderliği koruyabilmek için hayalci yaklaşımlardan çok, sağlam ekonomik ve ticari planlara ihtiyacı var. Öyle laf olsun da torba dolsun gibi basın bültenleri ile olmaz bu işler.
Bilgiyle kalın…
