Türkiye, hukukun üstünlüğü ilkesinden hızla uzaklaşıyor. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreç, bugün onun gözaltına alınmasıyla çok daha vahim bir boyuta ulaştı. Bununla yetinmeyenler, gazetecileri de hedef alarak basına gözdağı vermeye çalışıyor. İsmail Saymaz ve birçok basın mensubunun gözaltına alınması, artık sadece bireylerin değil, doğrudan demokrasinin hedef alındığını gösteriyor.

Peki, mesele gerçekten bir diploma mı? Yıllarca o diplomayı geçerli sayan sistem, neden şimdi birdenbire onu geçersiz ilan ediyor? İstanbul’un yönetimiyle ilgili tartışmalar, hukukun objektifliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Bu durumda sadece bir belediye başkanı değil, bizzat demokrasinin kendisi yargılanıyor demektir.

Öte yandan, İmamoğlu’nun gözaltına alınması, hukukun artık bir baskı aracı haline geldiğinin en net kanıtıdır. Seçimle gelmiş, halkın desteğini arkasına almış bir belediye başkanı, siyasi hesaplarla hedef tahtasına oturtuluyorsa, Türkiye’de artık hiçbir seçimin güvenliği kalmamış demektir. Bu gelişmeler, kamuoyunda kayyum atamalarıyla ilgili endişeleri artırıyor. Eğer mesele liyakatsa, liyakat yalnızca muhalifler için mi sorgulanır?

Ve basın… Gerçekleri yazan, yanlışları sorgulayan her gazeteci bugün baskı altında. İsmail Saymaz ve diğer gazetecilerin gözaltına alınması, basın özgürlüğüyle ilgili ciddi endişeler doğuruyor. Unutulmamalıdır ki, basının susturulduğu yerde halk kör, sağır ve dilsiz bırakılır. Oysa gazeteciler suçlu değil; aksine, bir toplumun gerçekleri öğrenme hakkının garantisidir.

Bugün olanlar, sadece birkaç ismin değil, bir ülkenin geleceğinin meselesi. Hukuk ve demokrasi için mücadele etmeyen bir toplum, yarın adaletin tamamen yok olduğu bir ülkede yaşamaya mahkûm olur. Bugün gözaltına alınanlar sadece kişiler değil, halkın iradesidir.

Hukukun gücü mü, yoksa gücün hukuku mu? Güç sahipleri bu sorunun cevabını vermek zorunda.

Bilgiyle kalın…