Tarih, yalnızca geçmişin tozlu sayfalarına gömülü bir anı değil; bugünü anlamanın ve geleceği şekillendirmenin en güçlü anahtarlarından biridir. Erzurum, bu toprakların en sancılı dönemlerinden birine şahitlik etmiş, bir milletin varoluş mücadelesinde en ağır bedelleri ödemiş şehirlerden biri. 1915 olayları çerçevesinde Osmanlı’nın doğusunda yaşanan mezalim, Batı dünyasının tek taraflı propagandalarıyla gölgelenmeye çalışılsa da gerçekler her zaman gün yüzüne çıkmak zorunda. Erzurum ve çevresinde yaşanan Ermeni katliamları, Türk milletinin hafızasında asla silinmeyecek izler bırakmıştır.
Erzurum’da Ermeni Çetelerinin Katliamı
Ermeni tehciri denildiğinde dünyada tek taraflı bir mağduriyet algısı yaratılmaya çalışılsa da asıl mağdur olan, Erzurum’un, Van’ın, Kars’ın, Bitlis’in, Muş’un ve daha birçok Anadolu toprağının masum Türk ve Kürt halkı olmuştur. Rusya’nın himayesinde hareket eden Ermeni çeteleri, Osmanlı’nın savaş halinde olduğu yılları fırsat bilerek savunmasız köyleri basmış, bebekleri süngülemiş, hamile kadınların karınlarını deşmiş, yaşlıları diri diri yakmıştır. Erzurum’da Alaca, Yeğenağa, Ilıca, Oba ve daha birçok köyde toplu katliamlar yaşanmış, Osmanlı arşivlerine göre binlerce masum insan korkunç bir vahşetle öldürülmüştür.
1918’de Türk ordusu Erzurum’a girdiğinde karşılaştığı manzara tüyler ürperticiydi. Yanmış camiler, sokaklara atılmış cesetler ve vahşice katledilmiş insanlar… Bu zulmü yalnızca Türk tarihçileri değil, dönemin Batılı gözlemcileri de kaydetmiş, hatta bu korkunç olaylar General Harbord gibi isimlerin raporlarına da yansımıştır.
Ancak ne yazık ki Ermeni diasporası ve Batı dünyası, tarihsel gerçekleri görmezden gelerek yalnızca Ermenilerin acı çektiği bir anlatıyı dayatmaya çalışmakta. Oysa Erzurum’da, Van’da, Kars’ta yaşananlar bir halkın soykırımıdır. Tarihi yalnızca bir tarafın gözünden okumak, gerçekleri çarpıtmaktan başka bir şey değil.
Bugün Bile Devam Eden Düşmanlık: Ermenistan’ın Türkiye’ye Karşı Tavrı
Tarihi düşmanlıkların gölgesinde şekillenen Ermenistan’ın bugünkü politikaları, ne yazık ki geçmişten ders alınmadığını açıkça göstermekte. Ermenistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1991’den beri Türkiye’ye yönelik yaklaşımı, barıştan çok kin ve nefret üzerine kurulu.
Bugün Ermenistan’da, okullarda çocuklara Türk düşmanlığı aşılanmakta, sokaklara Türk karşıtı tabelalar asılmakta, Türkiye’ye yönelik ırkçı söylemler devlet politikası haline getirilmekte. Ermeni anayasasında Türkiye’nin doğusunun “Batı Ermenistan” olarak adlandırılması, Erivan’daki birçok haritada Kars ve Erzurum’un kendi toprakları gibi gösterilmesi, bu nefretin bir devlet politikası olduğunu açıkça ortaya koymakta.
Ermenistan’ın Türkiye’ye yönelik düşmanca tavırları yalnızca söylemle sınırlı kalmamış, fiili adımlarla da kendini göstermiştir. 2020 yılında Azerbaycan’ın Karabağ’ı işgalden kurtarma harekâtı sırasında Ermenistan, Türkiye’ye ağır suçlamalar yöneltmiş, bölgedeki gerginliği artırmaya çalışmıştır. Erivan yönetimi, Türkiye ile sınırları açmaya yanaşmamış, ikili ilişkileri geliştirme yönünde hiçbir adım atmamıştır.
Bugün bile Ermeni medyasında Türkler “düşman” olarak gösterilmekte, genç nesillere kin ve nefret aşılanmakta. Türkiye barışçıl bir politika izlerken, Ermenistan geçmişin yaralarını kaşıyarak düşmanlık tohumları ekmeye devam etmekte.
Ermenistan’a Gittiğinizde Karşılaşacağınız Irkçılık ve Düşmanlık
Bugün bir Türk vatandaşı olarak Ermenistan’a seyahat etmek isterseniz, daha sınır kapısında veya havaalanında neyle karşılaşacağınızı tahmin etmek zor değil. Türkiye’den gelen biri olarak pasaport kontrolünde uzun sorgulamalara maruz kalırsınız, Türk olduğunuz anlaşılırsa özellikle gergin ve soğuk bir tavırla karşılaşırsınız. Ermenistan polisi, Türkiye’den gelenlere açıkça ayrımcı bir tavır takınır, otellerde ve restoranlarda bile hizmet almak zorlaşır.
Sokaklarda Türkçe konuştuğunuzda, özellikle milliyetçi eğilimli kişilerden rahatsız edici bakışlara ve hatta sözlü saldırılara maruz kalabilirsiniz. Ermenistan’da aşırı milliyetçi grupların Türkiye karşıtı propagandaları öylesine yerleşmiş ki, sıradan halk bile zaman zaman Türk ziyaretçilere karşı mesafeli ve düşmanca davranabilmektedir.
Bu durum, Türkiye’nin barışçıl ve diyalogdan yana olan politikalarına rağmen Ermenistan yönetiminin halkına nasıl bir nefret eğitimi verdiğinin en açık göstergesi. Türkiye’de her yıl binlerce Ermeni turist rahatça dolaşırken, iş yaparken veya eğitim alırken, Ermenistan’da bir Türk’ün aynı rahatlıkta hareket etmesi mümkün değil.
Gerçeklerle Yüzleşmeden Barış Mümkün mü?
Türkiye, geçmişiyle yüzleşmekten hiçbir zaman kaçmamış, ancak tek taraflı tarih yazımına da karşı çıkmıştır. Eğer Ermenistan ve dünya kamuoyu gerçekten bir adalet arıyorsa, Erzurum’da, Van’da, Kars’ta ve Doğu Anadolu’nun birçok köyünde yaşanan katliamları da görmek zorunda. Tek taraflı acı olmaz, tek taraflı tarih yazılmaz!
Türk milleti, bu coğrafyada asırlardır var olmuş, yaşadığı tüm acılara rağmen barış ve kardeşlikten yana tavır koymuştur. Ancak barışın yolu, geçmişin gerçekleriyle yüzleşmekten ve tarihi olayları siyasete malzeme yapmamaktan geçer.
Ermenistan’ın, tarihi düşmanlıkları körüklemek yerine, yeni bir sayfa açması ve Türkiye ile gerçek bir barış inşa etmesi, hem bölge halkları hem de dünya barışı için hayati öneme sahip. Ancak şu anki politikalar, bu ihtimalin oldukça uzak olduğunu gösteriyor.
Biz Erzurumlular, tarihimizi unutmadık, unutturmayacağız. Ancak kin ve nefretle değil, gerçeklerle yüzleşerek, doğruyu anlatarak, hakikatin sesi olarak bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Tarih, yalnızca mağdur edebiyatı yapanların değil, gerçekleri ortaya koyanların haklılığını kanıtlayacak.
Bilgiyle kalın…
