Erzurum’da bazı figürler var…
Sanki zamanın bir yerinde “dur” tuşuna basılmış da, o tuşun üstünde de yıllardır hiç kalkmadan oturuyorlarmış gibi.
Bunlara yakından bakınca insanın aklına ister istemez bir benzetme geliyor: Dinozor.
Ama yanlış anlaşılmasın… Fosil değil bunlar; gayet canlı, gayet hareketli, hatta fazlasıyla iştahlılar.
Sadece mesele şu: Nerede bir fırsat olsa oraya “ben de varım” diye ilk onlar koşar.
Siyasette mi bir hareketlenme oldu? Dinozorlarımız orada.
Ticarette mi yeni bir alan açıldı? Yine sahnedeler.
Cemiyet hayatında bir etkinlik mi var? En önünde yine onlar.
İnsanın aklına şu soru geliyor: “Bu şehirde hiç mi başka kimse yok?”
Ama yok… Onlar için yokluk diye bir kavram da yok. Çünkü onlar her şeyin varı, her listenin başı, her masanın değişmeyen sandalyesi.
Şaşırtıcı olan ise: Yıllardır yapmadıkları, denemedikleri, hatta belki de akıllarından bile geçirmedikleri ne varsa, bugün “çok önemli” haline gelmiş durumda.
Dün “gerek yok” dediklerine bugün “acil ihtiyaç” diyorlar.
Dün “ben bilirim” dediklerine bugün “biz birlikte yapalım” diye ekliyorlar.
İnsan ister istemez düşünüyor: Bu ani dönüşüm bir vizyon sıçraması mı, yoksa sadece sahnede kalma refleksi mi?
Aslında mesele çok basit: Dinozorlar da bir dönem dünyaya hakimdi. Sonra iklim değişti, şartlar değişti, sahne değişti… Ama bazıları hâlâ o eski dönemin dekorunu kurmaya çalışıyor.
Oysa şehir yürümüş, insanlar değişmiş, ihtiyaçlar farklılaşmış.
Ama onlar hâlâ aynı cümlede ısrarcı:
“Biz olmasak olmaz.”
Belki de en komik tarafı bu: Her şeyin başında olmak isterken, hiçbir başarının gerçekten içinde olmamayı başarmak.
Neticede Erzurum’da bazıları değişimi konuşuyor, bazıları değişimin kendisi… Bir de yıllardır değişmeyenler var; sadece pozisyon değiştirenler.
Ve işte o yüzden bu şehirde en çok duyulan cümle şu:
“Yine mi siz?”
Bilgiyle kalın…
