Ara ara Erzurum’un değerlerine, bu şehre emek veren isimlere yazılarımda yer veriyorum. Çünkü Erzurum, sadece taşla sokakla değil; onu yüreğinde taşıyan insanlarla ayakta duran bir şehir. Bu yazı da, Erzurum’u bir sahne süsü olarak değil, bir kimlik olarak yaşayan ve yaşatan isimlerden birine dair.

Bu şehir, kendisini yalnızca burada doğanlarla değil; kalbi burada atanlarla var eder. Erzurum’u Erzurum yapan da tam olarak bu. Taşına toprağına sevdalı olanlar, nerede olurlarsa olsunlar bu şehri omuzlarında taşır. Murat Balkuş da o isimlerden biri.

Tiyatro sahnesinde bir oyuncu, bir yazar, bir yönetmen olarak gördüğümüz Murat Balkuş’u, sahneden çok daha derin bir yerde düşünmek gerekir. Çünkü o, Erzurum’u bir dekor gibi kullanmaz; hafıza, kültür ve yaşam biçimi olarak ele alır. Oyunlarında geçen bir kelime, bir espri, hatta bir bakış bile bu şehrin geçmişine açılan bir kapı olur.

“Anlatmak” kolay; ait olarak anlatmak ise zordur. Balkuş’u farklı kılan da burası. Erzurum’u anlatırken dışarıdan bakmaz, yukarıdan konuşmaz. İçindedir. Yaşamıştır. Soğuğunu, yalnızlığını, direncini, mizahını bilir. Bu nedenle anlattıkları sahici gelir. Seyirci sadece gülmez; hatırlar, düşünür, bazen susar.

Bugün herkes şehirlerden söz edebilir. Ancak az kişi şehir için söz alır. Murat Balkuş, Erzurum için söz alan isimlerden. Yıllar geçer, mekânlar değişir; Erzurum onun dilinde hep aynı duruşla yer alır: onurlu, dirençli ve vakur. Sahneye taşıdığı şey yalnızca tiyatro değil, bu şehrin karakteridir.

Erzurum vefayı bilir. Kıymetine sahip çıkanları unutmaz. Murat Balkuş’un yaptığı da tam olarak bu: unutmamak, unutturmamak. Yeni kuşaklara bu şehrin bir hikâyesi olduğunu göstermek. Belki de asıl değer burada yatar.

Bu şehir; adını tabelalara yazanlardan çok, yüreğine yazanlarla büyür. Murat Balkuş, Erzurum’u yüreğine yazan isimler arasında yer alır. Şehir de onu kendi kıymetlileri arasına çoktan eklemiştir.

Bilgiyle kalın…