Türkiye’de emeklilik artık bir ödül değil, cezaya dönüşmüş durumda. Yıllarca çalışıp üreten, bu ülkenin taşını toprağını yoğuran milyonlarca insan, bugün yokluk ve yoksulluk içinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Emeklilik, insanca bir hayat sürme hakkı; ama Türkiye’de bu hak, her geçen gün ayaklar altına alınmaya devam ediyor. Son maaş zamlarıyla, emeklinin içinde bulunduğu sefalet resmen tescillenmiş oldu. %50’yi aşan enflasyon karşısında verilen komik artış, emekliyi görmezden gelen, “Yaşamak için çabalayın, fazlasını beklemeyin” diyen bir anlayışın eseri.

Bu ülkede emekli, maaşıyla yaşamaya değil, hayatta kalmaya çalışıyor. Her ayın başında cebine giren para, sadece faturalara ve zaruri ihtiyaçlara yetiyor. Bunların dışında her şey lüks haline gelmiş durumda. Oysa bu insanlar bir ömrü çalışarak, alın teriyle geçirdiler. Şimdi ise maaşları, değil bir ayı, bir haftayı bile insanca geçirmeye yetmiyor. Bu durum, sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda toplumsal bir utançtır.

Siyasiler “Zam yaptık” diyerek sırtlarını dönerken, emekliler bu zammın karşılığında gerçekte ne aldıklarını çok iyi biliyor. Elektrik, doğalgaz ve gıda fiyatları her geçen gün artarken, verilen zamlar hiçbir anlam ifade etmiyor. Emeklinin cebine giren üç kuruş, market kasasında ya da faturada eriyip gidiyor. Onların hak ettikleri hayat bu mu? Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanlar, bugün neden sadece “idare etmekle” yetinmek zorunda bırakılıyor? Adalet bunun neresinde?

Emeklinin hak ettiği yaşam, “idare etme” mücadelesi değildir. Onlar bir ömür boyu çalışıp didinmiş, ülkenin kalkınmasına katkı sağlamış insanlar. Şimdi ellerine tutuşturulan üç kuruş, “Sesinizi çıkarmayın, buna da şükredin” mesajından başka bir şey değil. Oysa insanca yaşamak bir lütuf değil, bir haktır. Bu hakkı hiçe sayanlar, sadece emeklilere değil, bu ülkenin vicdanına da ihanet ediyorlar. Bugün emeklileri açlık sınırına mahkûm edenler, yarın bunun hesabını vicdanlarında nasıl verecekler?

Bir toplumun medeniyet seviyesi, en kırılgan kesimine gösterdiği değerle ölçülür. Bugün emeklilere reva görülen yaşam, bu ülkenin medeniyet seviyesi adına kara bir leke. Onların maaşını artırmak, ihtiyaçlarını karşılamak, insanca yaşamalarını sağlamak sosyal devletin en temel görevlerinden biri. Bu görev yerine getirilmediği sürece ne huzurdan ne de adaletten söz edilebilir. Türkiye’nin emeklileri unutulmayı, yok sayılmayı, görmezden gelinmeyi hak etmiyor. Hak ettikleri saygıyı, değeri ve yaşam koşullarını onlara vermek artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü onların sesi, aslında hepimizin vicdanı…

Bilgiyle kalın…